Ülkemizde seçimler öncesinde anketler yapılır , seçim sonuçları bir süre tartışılır. Arada bir işler kötü gidince erken seçim lafları duyulur. Eskiden farklı olarak siyaset kültürümüzde darbe olgusuna pek rastlanmıyor. Aslına bakılırsa askeri müdahaleler Türk Siyasal hayatının en önemli kilometre taşlarını oluşturmuştur. Seçim zamanından arda kalan dönemlerde ise ülkemizde toplumsal olarak siyasete halkımızın tam olarak entegre olduğunu söylemek zor. Elbette bazı istisnalar oldu geçmişte ve yakın zamanda. Gezi parkı olayları gibi. Ama çok partili yaşama geçtiğimiz 1946 senesinden bu güne asla tam olarak halka yayılmış bir siyaset kültüründen bahsedemeyiz.
Sorunun temeline inmek için biraz daha eskilere gitmek lazım. Osmanlı Dönemine.Osmanlı İmparatorluğunda padişahlar ülkeyi uzun yıllar gerçek anlamda tek başlarına yönettiler. Aldıkları kararları bırakın değiştirmek sorgulamak bile mümkün değildi. Meşruti monarşiye geçiş ise çok da halkın isteğiyle gerçekleşmedi. Asıl olan zihniyet güçlü bir padişahın başa gelip imparatorluğu ileriye götürmesi ya da darboğazdan kurtarması idi. Böyle bir anlayışta gerçekleşti aslında Kurtuluş Savaşıda. Atatürk'ün sıradışı başarısı ve karizması olmasaydı bitkin ve yenik halkın uyanması pek de mümkün görünmüyordu. Sadece Milli Mücadele Dönemi değil Atatürk'ün ölene dek ülkeyi yönettiği tüm dönemde alınan kararlar çok da toplumsal tabanlı değildi. Devrimler adından da anlaşılacağı üzere toplumun isteği üzerine gerçekleşmesi gereken oluşumlar iken tam tersine Atatürk'ün önderliğinde hayat bulmuştu. Oldukça kısa bir sürede Atatürk yepyeni bir ülke yaratmıştı. Bunu başarırken belki halkın çok büyük desteğini almamıştı. Ama çok da ciddi bir bölümün muhalefetini de toplamamıştı. Sonuçta Kurtuluş Savaşını kazanan başkomutan olarak toplumun gözünde büyük bir değere sahipti . Bu güçle toplumu model olarak aldığı Batılı bir medeniyete dönüştürmek için de devrimleri tek başına gerçekleştirmişti.Geriye dönüp baktığımızda da bütün bir Türkiye Tarihini gözönüne alırsak bu durumun başka türlü gerçekleşmesi de pek mümkün görünmüyordu. Çünkü Osmanlıdan gelen zihniyette bir farklılık olmamıştı. Toplum Osmanlının en güçlü zamanlarında da aynıydı , I.Dünya Savaşında da Cumhuriyetin ilk yıllarında da. Toplumu bu durumdan kurtarmak için en büyük mücadeyi de Atatürk'ün bizzat kendisi verdi. Köy enstitüleri ve halk evleri bu anlayışın ürünleri idi.
Çok partili döneme gelirsek bahsedilen anlayışın büyük bir değişikliğe uğramadığını görüyoruz. Türk halkının kurtarıcı arayışı asla bitmedi. Bu kah baba oldu kah karaoğlan. Ama ciddi bir siyasi örgüt ve toplumsal kamuoyu anlayışı asla olmadı. Yetmişli yıllarda sol kültürünü saymazsak siyasi düşünce ve politik kimlik ciddi olarak halkın tabanına yayılmadı. Seçim sonuçlarını bazen liderlerin seçim öncesi bir iki küçük demeci ya da basının birkaç haberi belirledi.
Bu noktada belki de din olgusuna ayrı bir parentez açmak lazım. Özellikle dini inançları kuvvettli olan seçmenler için seçim tercihleri sözkonusu olunca siyasi partilerin bu konudaki yaklaşımları her zaman önemli oldu. Demokrat Parti bu akımın ilk önemli temsilcisi oldu. Aslına bakılırsa da bütün bir başarısının da bu anlayıştan geldiğini söylemek mümkün. Sonuçta alternatif olarak karşısına çıktığı CHP'den tek ayrıştığı nokta bu idi. Bu keskin ayrım 1950'lerden bugune dek sürdü. Bu kimi zaman Adalet Partisi-CHP kimi zaman da AKP-CHP olarak somutlaştı.
Askeri darbeler ise Türk Siyasal hayatında belki de siyasetin kendi araçlarından daha çok belirleyici oldu. 1961 darbesi yepyeni bir anayasayı beraberinde getirirken 1980 darbesi ise 1971 yılında törpülenen 1961 darbesinin anayasasını tamamen ortadan kaldırdı. Bir nevi siyasal iktidarların yapması gerekenleri askeri yönetimler gerçekleştirdi.
Ülkemizde bunca yıl geçmesine rağmen demokratik siyasi hayatın toplumla bütünleştiğini görmek mümkün değil. Belki de futbol taraftarlığı bile insanlar tarafından daha ciddiye alınıyor. Basından haberler takip ediliyor, maçlara gidiliyor, yorumlar , programlar yapılıyor. Siyasette ise hala halkın büyük bir kısmı takım tutar gibi parti tutuyor. Kimisi babasının kimisi ise kocasının dediği partiye oy veriyor. Ne siyasi partilerin kendileri ne de toplum siyaset adına kendi üzerine düşen görevi yerine getiremiyor. Bütün bunun sonucunda ortaya çıkan ise doğal olarak Siyasal Kültür olmuyor.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder